Prof. Dr. Levent Üstünes, bu derste, psoriyazisin yalnızca deride görülen bir hastalık değil, IL-23/Th17 ekseni üzerinden ilerleyen kompleks ve sistemik bir immünolojik süreç olduğunu temel alarak, bu patogenezin merkezine doğrudan müdahale eden yeni bir tedavi ajanı olan ikotrokinra’yı kapsamlı biçimde ele almaktadır. İkotrokinra, interlökin-23 reseptörünü selektif olarak antagonize eden ve oral yoldan kullanılabilen ilk sınıf (first-in-class) peptid immünomodülatör olarak, psoriyazis tedavisinde önemli bir paradigma değişimini temsil eder. Bu ajan, klasik immünsüpresif yaklaşımlardan ve parenteral biyolojik tedavilerden farklı olarak, hastalığın moleküler sürücüsü olan inflamatuvar sinyal yolaklarını daha başlangıç aşamasında keserek hedefe yönelik bir etki sağlar.
Ders boyunca, IL-23’ün Th17 hücreleri üzerinden yürüttüğü inflamatuvar döngü, bu döngünün keratinosit proliferasyonu ve kronik lezyon oluşumuna nasıl yol açtığı ve ikotrokinranın bu süreci reseptör düzeyinde nasıl bloke ettiği ayrıntılı olarak açıklanmaktadır. Klinik veriler, bu molekül ile hastalarda yüksek düzeyde yanıt oranlarına (özellikle PASI 90 ve IGA 0/1) ulaşılabildiğini ve bu etkinliğin sürdürülebilir olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, ilacın farmakokinetik özellikleri açısından en kritik nokta, aç karnına kullanımın zorunluluğu olup, yüksek yağlı öğünlerin ilacın biyoyararlanımını belirgin şekilde azaltarak tedavi etkinliğini düşürebileceği vurgulanmaktadır.
Güvenlilik açısından değerlendirildiğinde, ikotrokinra genel olarak iyi tolere edilmekle birlikte, immün sistem modülasyonu nedeniyle özellikle fungal enfeksiyonlar başta olmak üzere fırsatçı enfeksiyon riskinde artış söz konusudur. Bu nedenle tedavi öncesinde tüberküloz taraması zorunlu, tedavi sürecinde ise enfeksiyon belirtilerinin dikkatle izlenmesi gereklidir. Ayrıca canlı aşıların kontrendike olması ve gebelik/laktasyon döneminde risk-fayda değerlendirmesinin önem taşıması, klinik yönetimde dikkat edilmesi gereken diğer kritik başlıklardır.
Dersin en önemli vurgularından biri ise eczacının rolüdür. İkotrokinra tedavisinde eczacı, yalnızca ilacı temin eden değil; doğru kullanımın sağlanması, hastanın eğitilmesi, enfeksiyon riskinin erken fark edilmesi ve aşı/gebelik gibi özel durumların yönetilmesinde aktif rol oynayan bir sağlık profesyonelidir. Sonuç olarak ikotrokinra, yalnızca yeni bir tedavi seçeneği değil; hedefe yönelik tedavi, hasta uyumu ve klinik izlem süreçlerinin yeniden tanımlandığı yeni bir tedavi yaklaşımının temsilcisidir.